o gün etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
o gün etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Şubat 2026 Çarşamba

O GÜN GELDİ DE GİTTİ BİLE


O GÜN GELDİ DE GİTTİ BİLE

Bazı insanların yaptığı gibi umutla beklenen gün, çıngıraklı bir yılan gibi boğazıma dolandı. Sıktıkça çıngırdadı, çıngırdadıkça sıktı. Parlak yeşil pulları ve benzersiz kıvrımlarıyla yazgımın süslü nişanesi, narin boynumu kırana dek sıktı. Zehirli, zarif ve sivri dişlerini büyük bir çabayla benden uzak tuttu ki ondan önce acı beni tamamıyla yutabilsin. 

Yıllarca merdivenlerini, kapılarını, camlarını aşındırdığım çorak ve yoz ufak memleket tasvirinin önünde, en sevdiğim kalplerle yaptığım sohbetler o gün başkaydı. Son nefesini verecek olmanın verdiği buruk ama bir o kadar tarifsiz mutluluk, bu sefer kendi için Sur'a üflendiğini duymuş şaşkın kulaklar... Bu bir başlangıç ama son gibi kötü hissettiriyor.

Dakikalar, saatler, günler ve takip eden haftalar boyu debdebeli zaman çeşmesinin suları; şarıl şarıl müsrifçe akmış ve zihnimde bir ur olarak yeni havzasını göz açıp kapayıncaya kadar doldurmuştu. Mahmur gözlerimin yaşına bakmayan hayat, elinin tersiyle tüm vahşiliğini el değmemiş yanaklarıma çarçabuk bir silleyle nakşetmişti. Bense bir kedi yavrusu gibi, mendebur gerçekliğin ayaklarına dolanmaya nankörce devam ettim. 

Dünyanın evrende süzülüşleri boyunca, o uğursuz yere gidip geldim. Ayaklarım tersken bile, ismi anılmayan varlıklar gibi geri geri değil ileri ileri gittim. Bütün kaçık, kötü masal kahramanlarının yuvasıydı orası. Saatlerce korkunç histeri atakları geçirip göğün kulaklarına ipini koparmış atlar gibi çığlıklar saldık birlikte. Hakkını yerdim ama burası bana dünyevi bir giriş cümlesi kazandırdı. Fakat en son, üç kuruşumu da bel bağladığım bankerde kaybetmiş gibi hissettim. İçinde bulunduğum ruhu, bedeni, dünyayı sayılarla, sembollerle, formüllerle anlamaya öyle aşina oldum ki; esas harika şeyleri korkutucu bir hızda unuttum. Mantık dışı her türlü olguyu küçümser oldum. Kibir büyük suç. O gün ve uyandırdığı hisler bu bulanıklık ve netlik arasında gidip geldi. Tabii çark dönmeye devam etti ve başka ilginç şeyler de oldu.

Ben korlar içinde kıvranırken, zamanın ruhu beni değil onu yaktı. Bazen ihtiraslarına karşı koyamayan bir çocuk olanın siz değil de bir başkası olması ne üzücü! Büyük bir kederin fırtınaları içinde yarıya kadar su almış dümensiz kayığımla beni baş başa bıraktığı için ona kızmaktan başka çarem yoktu. Ben de çok kızdım. Bir yanardağ gibi patladım içime içime aktı lavlarım. Ona gürleyen yanardağlarımın ateşinde pişmiş fevkalede bilge sözler ettim. Ben de şaşakalmıştım ama o benden beterdi. Müthiş bir pişmanlık ve minnettarlık tadında lezzetli bir çikolata gibiydi sohbetimiz. Daha yetkili karar mercilerine borçlanmıştı bir kere, orası da beni bağlamaz, ona bol şans. Sıra gelen günler bunaltıcı bir tekrara döndü. Ama bazen heyecanlandım.

Ölüm tarihini bilen bir ölümlünün silik, sahte ve yapmacık görüntülerini farklı kesitler boyunca bir dedektif gibi takip ettim. Bunu izlemekten utanmazca zevk aldım. Çünkü ikimiz de aynı kaderin kucağındaki huzursuz uykuyu tadıyormuşuz gibi gelmişti. Onunla bunca benzeşmem boşuna olamaz diye düşündüm. Ve sahte olduğunu bile bile tüm duygularını savaşta madalya kazanmış bir asker gibi gururla apoletlerimde ve yer yer göğsümde taşıdım. O uzay dikdörtgeninin hülyalı aldatmacası bittiğinde bu son derece yaralı bereli hikayeye henüz doyamamıştım. Suya kanamamış ürkek ceylanlar gibi bir süre bana yabancı derelerin etrafında gezindim ama tekinsiz geldiler. Ruhumun yarasını eliyle kapatan bu eğlence sektörü ürününe, taş binalara sarılan sarmaşıklar gibi dört kolla sarılmıştım. Neyse ki çok geçmeden bu arzudan vazgeçtim ve sıska,  kuru dallı sarmaşıklar gibi sararıp soldum. Bağımlılık çok korkunç bir şey!

Üstelik tüm bu girdabın ortasında bir yerlerde, onlar etimi kemiğimden ayırdılar. Sağ ve sol meleğiniz kadar sizi tanıyanların sizin hakkınızda hayal edemeyecekleri bunalım öykülerinde baş rolü koşulsuzca üstlenmesi akıl alır şey değil. Çalkantılı hırslara kurban ettiğimiz çocukluğumuz her gece ayağımızın ucunda sırf bunun için içli içli ağlıyor. Tarihimin en zorlu kılıç kalkan kuşanması gerçekleşti. Ben ilk defa savaştım ve kan döktüm. Çok kan... Gözlerime upuzun kırmızı sinema perdelerinin indiği an işte oydu. Bir hissin çöküşü ve öbürünün yükselişi...Kana bulanmış ellerimi kalbime götürdüm ve kendi yaptıklarım adına af diledim. Hayır, ben farklı değildim. Sadece onlar fazla aynıydı. Bencilliğin tatlı sersemliği, zihnimde hiç bu kadar berrak belirmemişti. İnsanlık alemindeki her üyenin biricik olduğuna inanan bu şımarık inanç, beni bu seferlik yeniden hayata bağlayan demirden ince bir bağ olmuş ve kucağıma eşsiz bir fırsat olarak düşüvermişti.